TÜRK-  İSLÂM MEDENİYETİ’ NİN

ZİRVE KURULUŞLARINDAN

“AHİLİK”



 



Öğr. Gör. Kâzım CEYLAN
A.E.Ü. Ahilik Kültürünü Araştırma
Ve Uygulama Merkezi Müdürü 
 
 
İnsanlık tarihine baktığımızda medeniyetlerin oluşmasında dinlerin büyük etkisi vardır. Kâinat’ın mutlak yaratıcısı olan Allah(c.c),gönderdiği peygamberler vasıtasıyla insanların hayatlarını tanzim etmiş, insanoğlunu “başıboş” bırakmamıştır. Denilebilir ki, her peygamber aynı zamanda bir uygarlık öğreticisidir, rehberidir.

Türk- İslâm Medeniyeti tarihine baktığımız zaman da, bizim medeniyetimizi oluşturan üç ana damarın varlığını görebiliriz:

Milletimizin Orta- Asya’dan getirdiği kültürel unsurlar,

751 yılında Talan Savaşı ile başlayan, 922 yılında İtil- Bulgarları’nın,  944- 945 yıllarında Karahanlılar’ın,  960 yılı Kurban bayramın da Oğuzlar’ın Müslüman olmalarıyla devam eden İslam dininin dönüştürücü ve değiştirici esasları,

3-Yaşadığımız coğrafyadan kazandığımız kültür unsurları, değerleri bizim medeniyetimizi besleyen kökler, damarlar olarak ifade edilebilir.

Ancak bu unsurlar içerisinde dinin, dinlerin ve inançların bir dönüştürücü özelliği olduğunu, kültür ve medeniyetlerin özünü teşkil ettiğini belirtmemiz gerekir.

 

 

      AHİLİĞİN OLUŞUMUNA ETKİ EDEN TARİHİ ORTAM NASILDI?

 

Türkiye Türkler’inin ataları olan Oğuzlar, yoğun olarak 960 yılı Kurban Bayramında Müslüman olunca “Türkmen” adını almışlardı. Oğuzlar / Türkmenler B. Selçuklu Devleti’ nin kuruluşunu sağlamışlardır. Dandanakan savaşı ile ( Mayıs -1040) Anadolu kapılarına dayanmışlardır, Pasinler Savaşı (1048) ile Doğu Anadolu’yu kontrol altına almışlar ve nihayetinde Malazgirt Savaşı ile (26 Ağustos – 1071) bütünüyle Anadolu’yu fethe başlamışlar, bundan üç yıl sonra Türkiye’nin batısında başkenti İznik olan Türkiye Selçuklusu devletini Kutalmışoğlu Süleyman-şah öncülüğünde kurmuşlardı.

Türkler’ in Anadolu da hâkimiyet sağlaması Hıristiyan dünyasını harekete geçirmiş ve Haçlı savaşları başlamıştı. Türkiye Selçukluları Haçlılarla mücadele ederken doğudan Moğol tehlikesi başlamış ve Moğolların önünden kaçıp gelen Türkmenler Anadolu’ya göçmeye başlamışlardır. Bu dönemler de beş büyük dalga halinde yaklaşık 5 milyon Türkmen’in Anadolu’ya geldikleri tahmin edilmektedir.

Anadolu’ya gelen Türkmenler aşsız ve işsiz idiler. Gerçi Türkler çok eski devirlerden maden işlemekte ve dokumacılıkta ileri gitmişler, sanat ve ticaret hayatında önemli gelişmeler kaydetmişlerdi ama atlı- göçebe bozkır medeniyeti içerisinde daha çok hayvancılıkla meşguldüler. Diğer taraftan Türkler -ordu- milletti. Bu ordunun giyim- kuşamı, bindiği atlar, kullandığı silahlar elbette büyük sanayi gerektiriyordu. Bu orduların demir, bakır, nikel, altın, gümüş bütün teçhizatı ve tezyinatını Türk sanatkârlar imal ediyordu.

Türkler, İslam medeniyeti dairesine girerken bu yeni dinle birlikte aynı zamanda o dinin pek çok kurumuna da talip oldular. Edebiyat, tasavvuf, cami bunlardan birkaçıdır. İşte bunlar arasında Ahilik anlayışının esasını oluşturan “Fütüvvet Teşkilatı “ da vardı.

Türkler bu İslami kurumlara talip olurken onları olduğu gibi değil, kendi kültürel değerlerini ve renklerini vererek aldılar.

Arap’ın aruz vezni, Türkler arasında Türk duyuş ve inancının ifadesi olarak kendini buldu; Arap ve Acem’in dört köşe basık camii tipi Türkler de kubbesiyle, taş ve çini işlemesiyle uhrevi bir mahiyet olarak “Tek Tanrı” inancını simgeledi. Nefis mücadelesi ile yola çıkan tasavvuf Türkler de iç ve dış mücadeleyi birleştirip bir yandan mükemmel bir insan tipine gaza ve cihad ruhu verip Anadolu’yu ebedi Türk yurdu haline getirecek olan Abdalan- ı Rum (Anadolu Abdalları ) denilen Alp- eren birlikleri hâlini aldı.

Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması safhasında karşımıza öncü olarak Şah- ı Türkistan, Piri Türkistan da denilen Ahmet Yesevi ve O’nun talebeleri çıkmaktadır.

Ahi Evran’lı, Hacı Bektaş’lı, Aşıkpaşalı, Mevlana’lı, Yunus’lu, Şeyh Edebali’ li, Süleyman Türkmanili, Gülşehri’ li Kurmaylar Kadrosu Anadolu insan’ının gönlünü ilmik ilmik dokuyarak Anadolu’yu vatanlaştırmanın kutlu çilesini yaşamışlardır. Her birisi kendi alanın da müstesna bir değerdirler. Ancak biz konumuz itibariyle Ahi Evran ve Ahilik sistemini değerlendireceğiz.

                            

              AHİ EVRAN KİMDİR?

Ahiliğin kurucusu olan Ahi Evran xııı. Yüzyılda Güney Azerbeycan’ın Hoy şehrinde doğmuştur. Asıl adı Nasiruddun Mahmud b. Ahmed el- Hayi Ahi Evran’ dır (ö.659/ 1261) Horasan ve Maveraünnehir‘de tahsilini yapmış, büyük ilim adamı Fahreddin Razi’ den akli (fen) ve nakli (din ) ilimlerini öğrenmiştir.

Bir hac yolculuğu sırasında Razi’nin talebelerinden Şeyh Evhadüddin Kirmani ile tanışan Ahi Evran, daha sonra O’nun talebeleri arasına katılmış ve O’na bağlılığını şeyhi ölünceye kadar devam ettirmiştir.

Ahi Evran o dönemlerde İslam dünyasının en büyük ilim, sanat ve irfan merkezi olan Bağdat’ta da bulunup tefsir, hadis, kelam, fıkıh ve tasavvuf gibi dini ilimler yanın da felsefe ve tıp sahasında da yetişerek bu alanlarda önemli eserler vermiştir. 

Muhyiddin Arabî hocası Evhadüddin Kirmani ile birlikte 602 (1205 ) yılın da Anadolu’ya gelen Ahi Evran Kayseri, Konya ve Denizli’ de kaldıktan sonra Kırşehir’ e geldi ve ömrünün sonuna kadar burada yaşadı.

Ahi Evran Kırşehir’de Ahilik teşkilatını kurdu. Debbağlık yaparak (deri tabaklayarak ) geçimini sağlayan Ahi Evran, Ahilik teşkilatının Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasından yayılmasına öncülük etmiştir.

Ahi Evran’ın kurmuş olduğu Ahilik sistemi yüzlerce yıldır Anadolu insanının hem manen hem de maddeten yükselmesine sebep olmuştur.

 

           AHİLİK NEDİR?


1.Ahiliğin Dini Ve Milli Temelleri:

Ahilik, Arapça “kardeşim” anlamına gelen “ahi” kelimesinden veya onun, Divan- ı Lügat’i – Türk’te geçen ve “cömert, eli açık “ anlamına gelen “akı” kelimesin den türetilmiştir.

Ahilin temellerini teşkil eden fütüvvetnamelerdir. Fütüvvetnameler de dini, dini tasavvufi temelleri olan eserlerdir. Fütüvvet kavramı; fedakârlık, iyilik, yardım, insan severlik, hoşgörü, nefsine söz geçirme gibi erdemlerle örtüşmektedir. Fütüvvet kelimesinin kökü olan feta, iradesine hâkim olan, nefis putunu kıran kimsedir.

Fütüvvetnamelerin özünde de “ peygamber sünnetine tabi olmak” vardır.

Ahiliğin ruhu Kur’andan ve peygamber sünnetinden; teşkilatlanması ve bir sistem olarak hayata geçirilmesi bu milletin tarihi tecrübelerinden ve yaratılış özelliklerinden kaynaklanmıştır. Çünkü Ahilik, manevi ve maddi iki ayağı olan bir sistemdir.

Ahiliğin manevi boyutunda, kendini insanlığa adayan peygamber ahlakı vardır. Kişinin kendi rahat ve huzurunu, hayatını başkaları için feda etmesi anlayışı vardır.

“Allah yolunda sarf edin kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın, işlerinizi iyi yapın. Şüphesiz Allah iyi iş yapanları sever” ilahi hükmü vardır.

“insanların hayırlısı, insanlara yararlı olandır” prensibi vardır.

Ahilik, hem dünyevi hem uhrevi boyutu olan bir sistemdir. Bir taraftan dürüstlük, güvenirlik, çalışkanlık gibi ahlaki erdemler; diğer taraftan iş tutma, sanat- meslek sahibi olma ve üretkenlik gibi özellikler ahiliğin esasını teşkil etmiştir.

Ahilik, Mevlevilik gibi tek boyutlu değil; hem bu dünya için hem ahiret için Müslüman Türk’ün Anadolu coğrafyasında kurduğu medeniyetimizin en verimli kuruluşlarından birisidir. Ahilik, “imanın ilimle beslenmesi ve çalışma ile şekillenmesidir.”

Ahilik, Selçuklu ve Osmanlı Türkler’ inin ortaya koyduğu, Ahi Evran-ı Veli’nin öncülüğünü yaptığı, Kırşehir den dünyaya yayılan sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal boyutları olan bir milli kültür, iman, ahlâk, yiğitlik ve cihat hareketidir.

 

2. Ahilik Sistemi Nasıl Şekillenmiştir:

Ahi Evran Veli, Anadolu’ya gelen işsiz ve aşsız Türkmenleri, önce iyi bir Müslüman, iyi bir insan yaparak onların bir meslek sahibi olmalarını sağlamıştır. Üretici insan olmalarını teşvik etmiştir.

Kim ki iyi bir Müslüman iyi bir insandır. Kim ki iyi bir insan iyi bir Müslümandır, anlayışı gereğince akşamları tekke ve zaviyelerde fütüvvet esasları, yani İslam’ın davranış kalıpları, Peygamber-i Ekber’in sünnetleri öğretilmiştir; gündüzleri ise kaliteli, verimli, çalışan, üreten, alın teriyle geçinen, başkalarına muhtaç olmayan, başı dik, alnı açık, kulluk şuurunda olan, güvenilir, dürüst bir meslek erbabı yetiştirilmiştir.

Yani hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çalışan, yarın ölecekmiş gibi ahiret’e hazırlanan bir insan tipini yetiştirmiş Ahi Evran. İnsanlara Fütüvvet ilkeleri olarak;

Helâl kazançla meşgul ol,

İbadetlerini yerine getir, şeriata, tarikata muhalefet etme,

Güzel ahlaktan, akl- ı selim den dışarı çıkma,

Nefsine, şeytana uyma,

Haramda, mekruhtan uzak dur.

Elinle koymadığını götürme,

Kimsenin sanatına tamah etme,

Kimsenin ehline, İyaline kem gözle bakma,

Kimseye kibir, düşmanlık beslemeyesin, cimrilik yapmayasın, haset etmeyesin,

Kimin ayıbını görürsen örtesin,

Dünyaya aşırı muhabbet göstermeyesin,

Sende büyüğe varıp ikram edesin, hürmet ve hizmette bulunasın,

Bir elinin kazancını ihtiyaçların için, diğer elinin kazancını ahi ret’in için fukaraya sarf edesin,

Kimseye dediğinden eksik verme ki Yüce Allah kazancına ve ömrüne bereket vere,

Her zaman teraziyi eline alınca, Ahiret terazisini hatırlayasın. İyi bil ki helâlin hesabı, haramın azabı vardır deniliyordu.

Şunlar da ekleniyordu:

Harama bakma, haram yeme, haram içme…

Doğru, sabırlı, dayanıklı ol…

Yalan söyleme…

Büyüklerden önce söze başlama,

Kimseyi kandırma,

Kanaatkâr ol,

Dünya malına tamah etme,

Yanlış ölçme, eksik tartma,

Kuvvetli ve üstün durumda iken affetmesini, hiddetli iken yumuşak davranmasını bil…

Kendin muhtaç iken başkalarına verecek kadar cömert ol.

Ahilik ruhu, tembelliği ve hazır yiyiciliği hoş görmez. O çalışmayı, üretmeyi, atılımcı olmayı öngörür. Ama bunun da temel şartı Salih amel sahibi bir Müslüman olmaktır.

Ahilik hem dünya için hem ahiret için Müslüman Türk’ün dünyaya sunduğu sistemin adı olduğunda bu tip insan unsurunu ön plana çıkarmıştır.

Şunu da belirteyim ki, Fütüvvetnamelere göre herkes, her meslek mensubu Ahi olamıyordu. Kimdi bunlar?

Şarap içen,

Zina ve livata yapan,

Gammazlık, dedikodu- iftira eden,

Kovuculuk edip gıybet yapan,

Münafıklık eden,

Gurur ve kibirli olan,

Sert ve merhametsiz olan,

Haset eden, affetmeyip kin tutan,

Sözünde durmayan, yalan söyleyen,

Emanete hıyanet eden,

Kadınlara kötü niyetle bakan,

Kişinin ayıbını örtmeyip açığa vuran,

Cimri olan, hırsızlık eden.

Ayrıca Fütüvvet teşkilatı dışında bırakılan şunlardı:

Katiller

Münafıklar

Müneccimler

Yalan yanlış şeylerle müşteriyi aldatan dellalar / reklâmcılar

Yalan va’ dedip eksik tartan sahtekâr sanatkârlar,

Merhametsiz kasaplar,

Yürekleri taşlanmış cerrahlar,

Avcılar,

Bozguncular / teröristler

Karaborsacı vurguncular.

Ahilik sisteminin yapılanması itibariyle sendikal sisteme de benzetebiliriz. Bütün tüccar, esnaf, sanatkâr, işçiler ayrı ayrı meslek etrafında teşkilatlandırılmış, her meslek kolu en üst noktada tekrar birleştirilmiş ve birbirleriyle ilişkileri bir disiplin altına alınmıştır. En üst nokta da Ahi Baba vardı.

Ahilik kardeşlik akideleri gereği adalet ve güvene dayalı olarak kazançlarının bir kısmını Ahi Baba’ya teslim ederlerdi. O da toplanan para ile zorda kalanlara, fakirlere, yeni dükkân açanlara, evlenemeyen gençlere yardım ederdi.

Ahi Evran Veli, bu temel ilkeler eksenin de 32 meslek mensuplarını teşkilatlandırmıştır. Merkez Kırşehir olmak üzere bütün Anadolu Selçuklu coğrafyasındaki şehir ve kasabalara icazetnameler göndererek mesleki, sosyal, ekonomik, siyasi dayanışmayı ve birliği sağlamıştır.

 

3- Ahiliğin Sosyo - Ekonomik İşlevleri

Ahilik, Türklerin Anadolu ya gelişleri sırasında göçebe hayattan yerleşik düzene geçmesinde “şehirleşmede” etkisi olmuş, hızlı bir esnaflaşma süreci başlamıştır.

Ahiliğin önemli özelliklerinden biri, bir eğitim kurumu olmasıdır. Ahilikteki eğitimi, birbirini tamamlar nitelikte iki şekilde düşünmek mümkündür. Bunlar:

İş yerlerinde çırakların yetiştirilmesine yönelik mesleki eğitim ve

Zaviyelerde tüm ahilere verilen ahlak eğitimidir. Yani Peygamber ahlakını önceleyen bir eğitim anlayışı hâkimdir

Ahiliğin önde gelen işlevlerinden biri de çalışma hayatını düzenlemesidir ki, usta- çırak- kalfa ilişkisin de Türk örfi hukuku ile İslam hukukunu çalışma hayatının merkezine oturtmuştur.

Ahilikteki usta- çırak- kalfa ilişkisi, sanayi devrimi sonrasın da bu üç aktörün yerine geçen patron- işçi ilişkilerinden oldukça farklıdır. Ahilikte dayanışma duygusu, kul hakkı, saygı- sevgi temelli, baba- evlat ilişkisi söz konusudur.

Ahilik, sosyal güvenlikte karşılıklı yardımlaşma amaçlı “Orta sandığı”  esasını getirmiştir. Hastalık, yaşlılık, sakatlık ve ölüm gibi durumlarda ”Orta- sandığı”  daima bir sosyal güvence olmuş, ahiler daima veren el olmayı yeğlemişlerdir.

Ahiliğin işyeri dışındaki merkezleri olan zaviyeler, Ahilikte çok yönlü işlevi olan mekânlardır. Eğitim, karşılaşılan sorunları çözme, yönetim ve her gün aynı zamanda fakirlerin, yolcuların yedirilip içirildiği konaklama yerleridir. Bu yönüyle Ahilik, yolda kalmışların, şehre gelen yabancıların ve kimsesizlerin yardımına koşan ve karşılığını sadece Allah’tan bekleyen gönüllü bir sivil toplum örgütüdür.

Diğer taraftan Ahilik, günümüzdeki tüketiciyi koruma kurumlarının da işlevini görmüştür. Fahiş fiyatla ve hatalı üretilmiş malın satılması, satılan malın normal dayanma süresinden önce eskimesi durumunda yenisi verilerek müşterilerin mağduriyetinin giderilmesi sağlanmıştır.

Hileli ürün ve mal üretenler caydırıcı olması için açıkça cezalandırılmıştır. Meselâ:

İstanbul da bir esnafın kılıç kabzasının abanoz ağacına benzeterek böylece abanozdan yapılmış gibi gösterdiği için meslekten yolsuz ilan edildiği;

Sattığı süte su katan sütçünün kuyuya sarkıtıldığı,

Bozuk kantar kullanan bir oduncunun altmış okkalık bir kantarının sırtına vurularak çarşı- pazar dolaştırıldığı;

Ekşimiş pekmez satan pekmezcinin başına pekmez küpünün geçirildiği tarihi vesikalarla sabittir.

Bu tür cezalara çarptırılan kişi yolsuz ilan edilir yani bir nevi sosyal tecride tabi tutulur diğer bir değişle “pabucu dama atılır” dı.

Ahiliğin bir diğer sosyo-ekonomik işlevi de kısmen günümüzdeki kooperatiflerin işlevini üstlenerek üreticiye ucuz hammadde sağlamış, haksız rekabet önlenmiş, üretici ile tüketici arasına “aracılar” girememiş, ürettiği malı sadece üreten esnafın pazarlamasıyla tek fiyata satılmasını sağlamıştır.

En önemlisi de dünya da ilk defa kalite ve standardizasyonu sağlayarak bu konu da fermanlar çıkartılmıştır. Onlar aldatan da aldatılan da olmamışlar, buna izin vermemişlerdir.

Ahiliğin en önemli iktisadi işlevlerinden biriside o zamana kadar yerli Rumların, Ermenilerin icra ettikleri mesleklerin Müslüman Türk’lerce de yapılmasını sağlamış ve böylece Anadolu’nun iktisaden de vatanlaşmasını sağlayarak, kalkınma da öncü olmuşladır.

 

4- Ahilerin Tarihi Fonksiyonları

Ahiler sadece mesleki, ticari, ekonomik meselelerle değil gerektiğinde siyasi ve kültürel alanda da önemli fonksiyonlar icra etmişlerdir.

Ahiler her zaman devletin yanında yer almışlar, şehzadeler arasındaki taht kavgaların da hep denge unsuru olmuşlardır.

Ahilerin siyasi faaliyetlerindeki en etkin rolleri, Moğolların Türkiye Selçukluları üzerinde hâkimiyet kurdukları “ çöküş, feryat ve zillet” döneminde görülür. Moğollara karşı gerek Kayseri’nin savunmasın da ve gerekse Anadolu’nun başka yerlerinde Mevlevilerin uzlaşmacı tavırlarına karşılık Ahiler silahlı mücadeleyi tercih etmişler, Moğol zulmüne karşı direnmişlerdir. Hatta Ahi Evran’ın da Moğollarla 1261 yılındaki mücadele sırasında 93 yaşında şehit olduğu bilinmektedir.

Ahilerin önemli hizmetlerinden birisi de Anadolu’ya gelen göçebe Türkmenlerin şehir hayatına geçmelerini sağlamak noktasında olmuştur. Yerleşik hayata geçmek isteyen unsurların iş ve meslek edinmesi gerekiyordu ki bu tarihi görevi gönüllü olarak üstlenmiş olan Ahilerdir. Böylece, Anadolu’da Türk toplumunun şehirleşmesi ve şehir kültürüne uyum sağlaması, Ahilerin özverili destekleriyle sağlıklı ve sağlam bir şekilde gerçekleşmiştir. 

Ahilerin çok önemli tarihi fonksiyonlarından birisi de Anadolu’nun kültürel alanda vatanlaşması safhasında olmuştur. Diğer Türk mutasavvıflarıyla birlikte coğrafi isimlerin değiştirilmesinde ve Anadolu’daki imar faaliyetlerinde öncü olmuşlardır. Yeni kurulan yerlere Türkçe isimler verildiği (Kır- şehir, Gül- şehir, Aydın, Yozgat, İç- el, Beyşehir) gibi ırmaklarında isimleri Türkçeleştirilmiştir: Kızılırmak, Yeşilırmak, Aksu, Göksu… gibi. Dağ isimleri de Türkçe söylenir olmuştur: Allahuekber dağı, Kaz dağı, Boz dağı… gibi. Eski isimlerde Türk hançeresine uydurulmuştur: İkonyum/ Konya, Sargonyan/ Sakarya olmuştur.

 

Ahilerin Osmanlı Devletinin Kuruluşundaki Etkileri

Bütün bunların ötesinde Ahilerin en önemli tarihi fonksiyonları Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ve yükselişi safhasında olmuştur. Ahiler, “gaziler, alplar, alp- erenler “ gibi adlarla Osmanlı Devletinin askeri gücü içinde yer alarak, bu yeni Türk devletinin her türlü askeri faaliyetlerine katılmışlardır. Aşıkpaşa- Zade tarihinde Osmanlı Devletinin kuruluş döneminde Anadolu sosyal bünyesinin temelini oluşturdukları bildirilen dört zümre arasında Ahiyan-ı Rum (Anadolu Ahileri) da vardır. ( Diğerleri Gaziyan- ı Rum, Abdalan- ı Rum, Bacıya- ı Rum’dur.)

Ahiler Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda fiilen bulundukları gibi fikren, manen de bulunmuşlardır. Osman Gazi’nin kayınpederi nüfuzlu bir Ahi Şeyhi olan Edebali idi. Asıl adı Amasya Tarihi yazarı Hüseyin Hüsameddin’e göre imadüddin Mustafa b.İbrahim b. İnac el Kırşehri’dir. Tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık da Şeyh Edebali’nin Bilecik’e Kırşehir’den gittiğini belirtir. Âşıkpaşaoğlu Tarihinde belirtildiğine göre Osman Gazi’ye gördüğü rüyayı yorumlayarak, Cihan Devleti felsefesini, ülküsünü kazandıran Şeyh Edebali idi; Anadolu da yaygın olan Ahilik teşkilatı da Osmanlı’nın teşkilatlanmasını sağlamıştı.

Osmanlı Devleti’nin maddi kurucusu Osman Gazi ise, manevi kurucusu Şeyh Edebali idi. O’nun Osman Gaziye vasiyeti ve Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gaziye vasiyeti Osmanlı Devleti’nin mayasını oluşturan Ahilik felsefesinin güzel bir ifadesidir. Fatih Sultan Mehmed Han’a kadar bütün Osmanlı hükümdarları ve Vezirleri Alâeddin paşa ve Çandarlı Kara Halil Paşa’nın da birer şed kuşanan ahi olduğunu düşünürsek, Ahiliğin Osmanlı Devleti’nin bir Cihan Devleti olmasındaki rolünü daha iyi anlamış oluruz.

Moğol baskınından uç bölgelere giden ahiler, toplum yararlarını kendi çıkarlarından üstün tutan kanaatkâr fakat müteşebbis, siyasetten uzak fakat gereğinde devlet işlevini üstlenebilen insan tipini yetiştirerek Osmanlının insan alt yapısını oluşturmuşlardır. Denilebilir ki, Ahiler Türk kitlelerinin yeni girdikleri İslam dinine ve yeni vatan Anadolu’ya kaynaşmalarını, yerleşik hayata uyum sağlamada önemli roller oynamışlardır. Eski inançlarla, yeni din ve inançlar, Orta- Asya’dan getirilen göçebe kültürü ile Anadolu ve Orta Doğu daki yerleşik kültürler arsında kalan Türk Milletini, kendine mahsus yeni kültür ve medeniyet sentezine ulaştırmada öncü ve rehber olmuşlardır.

İslam’ın engin hoşgörüsü ve Türk’ün teşkilatçılık özelliği Anadolu coğrafyasında birleşerek insanların hem iyi bir Müslüman hem de alan el değil, üreterek veren el olmalarını sağlamıştır.

Anadolu’da Alp-eren ruhuna dayalı fedakâr, dürüst, güvenilir, üretici, cömert, yardımsever, yiğit bir insan tipi meydana getirmiştir. Bunlar Oruç Beğ tarihinde de belirtildiği gibi,“Hak’tan gelici Hakk’a gidici, dünya nimetlerine minnet etmeyici”dirler.                                                      Sonuç olarak denilebilir ki;  

İslam inancı ve Türk kültür’ünün Anadolu da birleşmesinde doğan Ahilik, kardeşlik, cömertlik, yiğitlik denmek,

Ahilik Fütüvvet esaslarını yani Peygamber sünnetini esas alarak ebediliğe kanat açmak demek,

Ahilik, dürüstçe üretmek, kardeşçe paylaşmak, insanca ve İslam’ca yaşamak demek,

Ahilik kalite demek, emeğe saygı demek, güvenilir esnaf olmak, elinden, dilinden, belinden herkesin emin olduğu insan demek,

Ahilik, veren elin alan elden üstün olduğunu anlamak; hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışma demektir,

Ahilik nefsini kardeşine tercih etmek demektir,

Ahilik, vatan, millet ve din sevgisinin harmanlanması; gerektiğinde bu idealler için büyük bir dava şuuruyla mücadele demektir, cihad demektir.

Ahilik gerektiğinde Nizam- ı âlem için, Hak için, adalet için Ahi Evran, Şeyh Edebali olabilmek demektir.

Görüldüğü gibi Ahiliğin temelleri, İslami, insani ve evrensel değerlerdir. Ahilik müessesesinin tarihi dönemler içinde kaybolduğunu söyleyebiliriz. Ancak Ahilik ruhunun ve düşüncesinin bunalımda olan dünya insanlığı için bir kurtuluş ümidi olacağına inanıyoruz.

 

Kaynakça:

1- Aşıkpaşaoğlu Tarihi, (Haz. A. Nihal Atsız) Kültür ve Turizm Bak. Yay. Ank. 1985.

2- ”Edebali”, TDV İslam Ansiklopedisi C.5, İst.1945, s. 393.

3- İnalcık, Halil,2002, Genel Türk Tarihi, C. 5 (Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu) Yeni Türkiye Yayınları, Ank. s. 491- 492.

4- Aşıkpaoğlu Tarihi, s. 17.

5- Aşıkpaşaoğlu Tarihi, s. 29- 30. Köprülü, M. Fuat, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşu, s. 153.

6- Ata, Tayyarzade Ahmed, 1991, Tarh-i Ata, s. 9- 10 Hüseyin Algül, Bir Fazilet Devletinin Kuruluşu, İzmir, s. 55- 61.

7- Çağatay, Neşet, Ahilik Nedir, Türkiye Esnaf ve San. Konf Yay. s. 7

8- İbn Batuta Seyahatnamesinden Seçmeler, 1971, (Haz. İsmet Parmaksızoğlu),İst. s.7.

9- Prof. Dr. Gökbel, Ahmet, “Ahiliğin Sosyo- Ekonomik işlevleri”(II. Ahi Evran-ı Veli ve Ahilik Araştırmaları Sempozyumu, s. 149-163)

10- Prof. Dr. Günay, Ünver, “Dini ve sosyal Yönleriyle Ahilik” (II. Ahi Evran-ı Veli ve Ahilik Araştırmaları Sempozyumu, 163-187)

11- Prof. Dr. Koca, Salim, “Ahilerin Türkiye Selçukluları Devrindeki Rolleri” (II.Ahi Evran-ı Veli ve Ahilik Araştırmaları Sempozyumu, 297-313)

12- Akpınar, Ali, “Fütüvvetin Dini Temelleri” (I. Ahi Evran-ı Veli ve Ahilik Araştırmaları Sempozyumu, 43- 61)

13- Çakmak, Muharrem, “Ahiliğin Dini- Tasavvufi Temelleri” (I. Ahi Evran-ı Veli ve Ahilik Araştırmaları Sempozyumu, 249- 260)

14- Güzel, Abdurrahman, “ Ahilik Sisteminde Sanat ve Ticaret Ahlakına Kısa Bir Bakış” (I. Ahi Earan-ı Veli ve Ahilik Araştırmaları Sempozyumu, 519-525)