İSMAİL HAKKI BALTACIOĞLU’NDA EĞİTİM FELSEFESİ 

PHILOSOPHY OF EDUCATION ACCORDING TO ISMAYIL HAKKI BALTACIOGLU

 

Prof. Dr. Hüseyin ÖZTÜRK

    Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ahilik Araştırma merkezi Müdürü ve

                Fen Edebiyat Fakültesin Felsefe Bölümü Başkanı 

                                   Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

ÖZET

            İsmail Hakkı Baltacıoğlu, 1886’da İstanbul’da doğdu. Babası, Kırşehir Mucur’lu Baltacıoğlu İbrahim Ethem, annesi Düzce’li Hamdûne hanımdır. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, dedesi Abdurrahman efendinin İstanbul Cihangir’deki evinde huzurlu bir çocukluk dönemi geçirmiştir. İlkokula küçük yaşta başladı. Resmi ve özel 4 farklı okulda okuyarak; 1889’da tamamladı. Ortaokulu Fevziye Rüştiyesinde; liseyi Vefa İdadisinde okudu ve 1903’te mezun oldu. Yüksek tahsilini 1904’te girdiği Darü’l-Funûn-ı Osmanî’nin Tabiiye Şubesinde tamamladı. Bu sırada hocası Kadri Efendi’den hüsn-i hat dersleri aldı. 1908’de; Darü’l-Muallimîn-i İbtidaiyye’ye hat hocası oldu. Okul Müdürü Satı Beyin Tavsiyesi, Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin onayı ile eğitimle ilgili incelemelerde bulunmak üzere Avrupa’ya gönderildi. Fransa Paris’te, İngiltere Londra’da, Belçika Brüksel’de, İsviçre Cenevre, Zürih ve Bern’de ve Almanya Berlin’deki okullarda incelemelerde bulundu. Baltacıoğlu’nun pedagoji konusundaki görüşlerini buralardan kazandığı söylenebilir. Baltacıoğlu, “Eğitim Reformu Akımı”nın ülkemizdeki temsilcilerindendir. Görüşleri, derinlikli ve kapsamdır. Bu akım, 20. Yüzyılın başından itibaren hemen her ülkede görülür. Bu akımın amacı, klasik eğitimi radikal bir değişime tabi tutmak, çağımıza uygun

Yeni eğitim modelleri bulmak ve bu yolla “yeni adamlar” yetiştirmektir. Bu konuda; ileri sürdüğü görüşler, başlangıçta ferdiyetçi bir özellik taşır. Geliştirdiği “içtimai Mektep” modeli ile toplumsal bir senteze doğru yöneldiği söylenebilir. Max Weber, Protestanlığı kapitalizme payanda yapmıştı. Baltacıoğlu’da tıpkı bunun gibi: dini vecdi (extase), toplumsal gelişmeyi motive edecek bir unsur olarak görmektedir. Başka bir ifadeyle; dine pragmatik açıdan yaklaşmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Terbiye, İman, İçtimai mektep, Eğitim Felsefesi

ABSTRACT

Ismail Hakki Baltacioglu was born in Istanbul, in 1886. His father was Baltacioglu Ibrahim Ethem from Kirsehir, Mucur and his mother was Hamdune from Duzce. He had a peaceful childhood at his grandfather’s house Istanbul, Cihangir. He started his primary school education at an early age, during that time he attended four different public and private schools and completed his primary school education in 1889. He went to Fevziye Secondary School and upon his graduation there, he attended Vefa High School and graduated in 1903. In 1904 he enrolled University of Osmani and graduated from department of philosophy. During his university years he got calligraphy lessons from his professor Kadri Efendi. He became Calligraphy teacher at a teacher’s training college. He was sent to Europe to make research about education with the recommendation of the head of the college Sati Bey and the approval of the Ministry of Education Emrullah Efendi. He studied the education systems in Paris, London, Brussels, Genova, Zurich, Bern and Berlin. It can be presumed that Baltacioglu views on Education were sourced from his research in Europe. Baltacioglu was the representative of the “Trend of Educational Reform” in Turkey. His views are extensive and profound. This trend became visible almost in every country beginning of the 20th century. The aim of this trend is to change the classical education radically, to find contemporary methods for education and raise new generation with these methods. At the beginning, his views were individualist and later with the development of his “içtimai Mektep” (Social School) model these views turned out to be a social resolution. Max Weber has support capitalism with Protestantism. Similar to this, Baltacioglu sees religious ecstasy as a motivation for community development. In another word, he approaches religion pragmatically.

 

Key Words: Schooling, faith, Social school, educational philoso

Giriş

İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun yaşadığı dönemler; II. Abdülhamit, II. Meşrutiyet, Tek Partili Cumhuriyet ve 1950 sonrası oluşan çok partili demokrasi dönemleridir.  Bilim adamı, eğitim bilimci, hattat, tiyatro, hikâye ve roman yazarıdır. Bütün bunlara; hatipliğini, siyasetçiliğini, Serbest Fırkanın kurucularından olduğunu; bunun yanında Tek Partinin Afyon ve Kırşehir milletvekilliğini yaptığını da ilave etmek gerekir. Hat yazısı alanında uzmanlığını gösterdiğini, bu alanda çığır açtığını belirtmeliyiz. Çünkü hat sanatında “alev yazısı” stili kendine has bir yorumlama şeklidir. Çok yönlü bir düşünce adamı ve zengin bir kültüre sahip olmasında Osmanlı döneminde yetişmesinin etkisi büyüktür.

Baltacıoğlu’nun uzun süren hayatı boyunca hep aynı görüşleri paylaştığı ve savunduğu söylenemez. Başka bir ifadeyle; düşünce hayatının farklı dönemleri olduğunu belirtmek gerekir. 1934 Ocak’ından itibaren çıkarmaya başladığı “Yeni Adam” dergisinde savunduğu görüşlerini Türke Doğru (1942) ve Batıya Doğru (1943) isimli kitaplarında sistemleştirmeye çalışdığı söylenebilir. Baltacıoğlu, Türke Doğru’da gelenekçiliği savunur. Geleneklerinden kopan milletlerin Kökünden ayrılan bitkiler gibi kuruyacağını, bir varlık gösteremeyeceğini, her türlü kültürel ve medeni kalkınmanın temelinin milli geleneklere sarılmak olduğunu söyler. Batıya doğru’da ise Batıcılığı, yani Batılı değerleri alıp kullanmak gerektiğini savunur. Bu bir çelişkidir.

İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun çoğu eğitime ait olmak üzere; 130’u aşkın kitabı vardır. Bu eserlerinden başlıcalarını şu şekilde tasnif edebiliriz. 11’i pedagoji ile 5’i sosyoloji ile 5’i sanatla, 3’ü İslam diniyle, 2’si felsefeyle, 6’sı edebiyatla ilgilidir. Makale sayısı binin üzerindedir (Altın, ts: 223).

Baltacıoğlu, ülkemizin o günkü şartlarında; kendine has bir eğitim sistemi kurmada önemli bir köşe taşıdır. Talim ve Terbiyede İnkılap’la başlayan görüşü, Pedagoji’de İhtilal’e kadar gider. Karma eğitimi başlatan, okul aile birliği toplantılarını yapan, eski Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali Yücel’i, ilk rehberlik ve araştırma merkezini açan Hasan Kolçak’ı, Köy Enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’u yetiştiren hep odur (Uz, 2019: 13).

            Eğitim Felsefesi

Eğitim felsefesi nedir? Bu soruya kısaca eğitimin felsefeye uygulanan dalıdır, diyebiliriz. Eğitim felsefesi, eğitim araştırmalarının verilerini sistematize etmek ve yorumlamak üzere; insan, toplum ve sosyal çevre ile ilgili varsayımlar ve görüşler geliştirmeye çalışır. Peki, o halde eğitim felsefesi neyi araştırır, ne yapar? Başka bir ifadeyle; eğitim felsefesinin ilgi alanları nelerdir? Eğitimin hedefi olan bilgiyi elde etmek, eğitim felsefesi de bunun yönlendirici ilkelerini belirlemek için düşünceyi, tefekkürü bu konuda toplamak bir felsefe denemesi olarak ortaya çıkar. Eğitim felsefesi, bu deneyimi inceleme sahasına getirir. Fakat bununla da yetinmeyerek; bilginin esası, şartları, ilkeleri ve bilimsel olup olmadıkları üzerine yorum ve eleştiriler yapar (Bilhan, 1987: VII).

Başka bir ifadeyle; eğitim felsefesi, bilimin veri ve bulgularından, eğitim ve öğretime ilişkin temellendirmelerden hareket ederek; bir felsefi bakış açısına ulaşma çabasındadır. Felsefi disiplinleri ve çözümlemeleri esas alan bir bakış, giderek eğitim biliminin felsefi temellendirmelerine yol açan bir yaklaşım alanı, eğitim ve felsefenin birbirinden ayrılmaz bağının mantıki bir sonucu olarak; eğitim felsefecisinin konuya bakışının esaslarını oluşturur (Topses, 1982: 23).

            Baltacıoğlu’na göre; eğitim, sosyal bir olaydır ve onun görevi, önce iyi vatandaş yetiştirmek, sonra meslek mensubu olmayı sağlamaktır. Yeni Adam dergisinin ilk sayısının başyazısında bu konuda şöyle diyor: “…eski terbiye fikirlerini, usullerini unutarak, atarak, yepyeni usuller kullanarak, yepyeni adamlar yetiştirmek” Yani öğrencisi Hasan Ali Yücel’in Sen Ol Çocuğum şiirinde belirttiği gibi; Eskiyi unut, yeni yolu tut. Türklüğe umut sen ol çocuğum, sloganı kısmen de olsa İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nda da geçerliliğini sürdürmektedir.

Baltacıoğlu, içinde bulunduğu ortama göre; birbiriyle çelişen fikirler ileri sürdüğünü de görüyoruz. Mesela dini konularda, ilk zamanlarda İslamcı düşünürlerin tepkisini çekecek kadar ileri gitmiş, bu konuda reformist fikirler ileri sürmüştür. 1330’da yayımladığı Terbiye ve İman isimli Osmanlıca yazdığı eserinden küçük bazı alıntılar verelim:

“Ortada Türkiye’nin sefil mektepleri, tedrisatı varsa, bundan birinci derecede sorumlu olması lazım gelenler, sadece sırasında nazırlar, nezaretler değil, milletin fertleri, fertlerin idealleri de bulunmaktadır. Dünyayı fani, hayatı hakir, hırsı haram görecek derecede seviyesi düşmüş, imanı bozulmuş, gayesi mahvolmuş bir cemiyetin maarifi de elbette kendine göre bir maarif olur. (…)Maârifi umumiyemizin istikbali; işte bu yeni imanın doğurduğu kuvvetten azami surette istifadeyi bilmek olacaktır. ‘Her şey ulum ve maârif sayesinde ve çalışmak sayesinde olur. Fakat maâriften mektep kalfasının anladığı gibi bir mana çıkaran bir memleket, onun için ebediyen hakiki talim ve terbiyeden mahrum kalacaktır. Memlekette birinci vazifemiz; maârifin, bu esrarengiz kelimenin manasını anlatmak olacaktır. …Hülasa bu memlekette maârif meselesi evvela bir iman sonra bir ilim meselesidir (Baltacıoğlu, 1330: 74-78).

Baltacıoğlu’nun burada bahsettiği iman kavramından kastettiği İslam’ın iman anlayışı ile bir ilgisi yoktur.  Baltacıoğlu’nun burada kullandığı iman kavramı; şuurlu, bilinçli, ihtiraslı, azimli ve kararlı anlamında kullanmaktadır (Öztürk, 2008: 231). Hayatının son zamanlarında ise; Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan müzakereler sırasında yaptığı konuşmalarda insanın ahlak, sanat ve dil alanında gerekli kültürü aldıktan sonra, dini bir formasyona tabi tutulması gerektiğini savunmuştur (TBMM, Tutanak Dergisi, XX, 278). Dini kişilik olmadan milli kişiliğin oluşamayacağını savunmuştur. Kansız yaşanamayacağı gibi dinsiz de yaşanamayacağını söylemiştir (Dine Doğru, AÜİFD, VII, 1-4, s. 44-59).

Baltacıoğlu’na göre; her devrin eğitim amaçları farklıdır. Bu yüzden 20. Yüzyılın eğitim anlayışı da olmalıdır (Baltacıoğlu, 1332: 10). Bugün yaşamak azminde olan bir milletin, bir cemiyetin çocuklarının talim ve terbiyede yalnız bir maksadı olabilir. Bu maksat onları hayata hazırlamaktır (Talim ve Terbiyede İnkılap, s. 8). Asıl olan mektep için mektep değil, hayat için mekteptir. Bu dönemde okulların, müfredatların ve derslerin hakikatten ve hayattan yana olması gerektiğini belirtir (Aytaç, 2008: 85).

Baltacıoğlu, eğitim anlayışının ülkemizdeki gelişim sürecini şu şekilde ifade eder. II. Meşrutiyetten önce eğitim ilahi temele dayanmaktaydı. Baltacıoğlu, bu döneme teokratik devir adını verir. II. Meşrutiyette eğitimin amacı karma yani eklektik (devşirmeci) bir devirdi. Bu devrin en önemli özelliği; uhrevi ve dünyevi yani hem İslami hem de seküler olması idi. II. Meşrutiyet dönemi aynı zamanda pedagoji çalışmalarının başladığı bir dönemdir (Öymen, 1943: 20). Son dönemi realizm olarak değerlendiren Baltacıoğlu, bundan sonraki devrin, en gelişmiş devir olacağını, bir “İçtimai Mektep” döneminin gerçekleşeceğini düşünmekteydi (Tozlu, 1979: 120). Baltacoğlu’nun bu düşüncesinin bugün de gerçekleştiğini söyleyemeyiz.

            Baltacıoğlu, yetiştirilecek neslin eksiksiz yetişmesinde; çevreden ziyade öğretmenin önemli rol oynayacağı düşüncesindeydi. Bu yüzden de öğretmenlik mesleğine büyük önem vermekteydi (Altın, ts: 231). Baltacıoğlu’nun eğitimde öğretmeni merkeze almasının nedeni kanaatimizce

Batılı eğitim sistemlerinden essentializmin, yani temel esasçılığın etkisiyle alınmış bir karardır. Çünkü essentializme göre; eğitimde ilk adım, öğrenciden çok öğretmenle atılmalıdır. Öğretmenin rolü, yetişkinler dünyası ile çocuğun dünyası arasında bir vasıta olmasından kaynaklanmaktadır (Öztürk, 1998: 23).

Köy Enstitüleri ve Baltacıoğlu

Köy Enstitüleri, 17. 04. 1940 tarihli ve 3803 Sayılı Köy Enstitüleri Kanunu ile kurulmuştur. Kanunun ilk maddesinde kuruluş amacı; “köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere; ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde Maarif Vekilliğince köy enstitüleri açılır” ifadesiyle belirtilmektedir.

Fay Kırby (1962)’ ye göre; İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun “İçtimai Mektep” görüşüyle Köy Enstitülerine ilham kaynağı olduğunu iddia etmektedir. Bu ne kadar doğrudur? İçtimai mekteple Köy Enstitülerinin amaçları ve müfredat programları ne kadar birbirine benzer? Bunları tartışmak gerekir diye düşünüyorum. Kırby’nin bu görüşüne İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun diliyle cevap verelim:

“Benim İçtimai Mektep’teki davam ne idi? Sınıfları, saatleri, programları, ezberi, kitap bilgisini kaldırmak, yerine işlerliği, sosyal, gerçek travayı koymak. Köy Enstitüleri bu devrimi iyice kavrayamadılar. Bugünkü ortaokulu aldılar. Sanat okulunu da aldılar. Ve bunları arkadan birbirlerine yapıştırdılar. Tanzimat ikizliği Cumhuriyette de süredurdu. İçtimai Mektep’te nazari ders, ameli ders diye ayrı soydan iki ders yoktur. Yalnız istihsal (üretim) vardır; nazarisi de, amelisi de onun içindedir. Gerçek bu iken Köy Enstitülerini kayıtsız şartsız övemezdim. Övemedim de. Yalnız bunların yeni gidişte olduklarına işaret ettim, o kadar. Onların kendilerini bulmalarını bekliyorum” (Baltacıoğlu, 1950: 2).

Köy Enstitülerinin teşkilatlanma yapısında; şu hususların bilinmesinde fayda vardır. Aksi halde onu doğru değerlendirmek mümkün değildir. Köy Enstitülerini bitiren genç, parasız yatılı okuduğu için; 20 yıl mecburi hizmete tabi tutuluyor, istifa ederse; başka bir görev verilmiyordu. Kendi köyüne müdür yapılıyor, okul binalarını müdürün organizatörlüğünde öğrenciler ve köylüler birlikte çalışarak; yapıyorlardı. Köy halkından 18-50 yaş aralığında olanlar, yılda 20 gün okulun işinde çalışmak mecburiyetinde idiler. Bu hareketin altında yatan temel düşünce, bütün ülkede bir değişim hareketi gerçekleştirmekti (Kaya, 1981: 191).

Eğitmen ve öğretmen okulu mezunu öğretmenler, normal maaşını alıp; Grand tuvalet derse firerken; köy enstitüsü mezunu müdür sadece 20 lira alıyordu. Bu para sonraları 100 liraya çıkarılmıştır. Müdür, geçiminin kalan kısmını okula tahsis edilen tarlalarda yetiştirdiği ürünlerle sağlayacak hem de köylüye örnek olacaktı. Bu uygulamanın; müdürü, köylüler karşısında bir işçiden farksız, etkisiz hale getirdiğini söyleyebiliriz.

İvriz Köy Enstitüsü mezunu Mahmut Makal, bu konu ile ilgili anılarında şunları söylüyor: “ Sabah 4 zeytin, öğleye kuru bir bulgur pilavı, sabahtan akşama kadar amele gibi çalışırdık; imanımız gevredi.” Böyle orantısız, gücünün üzerinde çalışmalar sonucu; öğrencilerden hastalananlar, sakat kalanlar ve hatta hayatını kaybedenler olmuştur (Akandere, 1988: 200).

Köy Enstitülerini müfredat programlarında felsefe ve din dersi yoktur. Neden? Köy Enstitülerinin Kapanma Serüvenini ise; şu şekilde açıklamak mümkündür. Köy Enstitüleri; lehte ve aleyhte yapılan hararetli tartışmalardan sonra; İlber Ortaylı’nın Boğaziçi Üniversitesinde düzenlenen bir panelde ifade ettiği gibi; Köy Enstitüleri, Tek Parti (CHP) tarafından 1948 yılında kapatılmıştır. Başka bir ifadeyle Köy Enstitülerini açan da CHP, kapatan da CHP’dir. Şöyle ki: 1946 şaibeli Seçimlerinden sonra yeni kurulan bakanlar kurulunda Hasan Ali Yücel’e görev vermeyen, yerine; tam aksi görüşte olan Reşat Şemsettin Sirer’i Maarif Vekili olarak atayan da İsmet İnönü’dür.

Yeni Maarif Vekili R. Şemsettin Sirer, Maarif Başmüfettişi Fethi İsfendiyaroğlu’nu; Köy Enstitülerinde tartışma konusu olan olayları soruşturmakla görevlendirmiş, Başmüfettiş raporunda tartışmaları doğrulayıcı mahiyette bir sonuca ulaşınca; Köy Enstitüleri CHP tarafından kapatılma yoluna gidilmiştir (  Demir, Z., İ.A. Köy Enstitüleri md.).

İlk Köy Enstitüsü Müdürü ve Köy Enstitüleri Tarihi ve Kızılçullu Köy Enstitüsü (Bursa-1942), kitabının yazarı olan, 1946 seçimlerinde bağımsız milletvekili olarak; Parlamentoya giren Emin Soysal, Mecliste yaptığı bir konuşmada; “Köy Enstitülerinin komünizm, ahlaksızlık, yıkıcılık ve ihanet yuvaları olduğunu, bu okullarda din karşıtlığı yapıldığını belirtti” (Kırby, 2000: 367-368).

Necip Fazıl ise bu konuda şöyle diyor: “Köy Enstitüleri, Anadolu çocuğunun ruh topografyası üzerinden silindir gibi geçerek, boşalan yere; Allahsızlık, milliyetsizlik, maddecilik ve komünizma çatısının kurulması için girişilen hesaplı ve seviyeli bir arsa teşebbüsüdür” (Kısakürek, 1962: 34).

Hasanoğlan Köy Enstitüsünde Kültür Tarihi dersi veren Selahaddin Eyuboğlu; Köy Enstitüleri Üzerine” kitabında şöyle diyor: “Köy Enstitüleri elbette ortanın solunda idi. Onları yakanlarda elbet ortanın sağındalar. O yıllarda CHP iktidarda olduğuna göre demek CHP ortanın hem solunda hem sağında, ya da bir sağında bir solundaydı. İşte CHP ile Köy Enstitülerinin başını yiyen bu ikilik oldu (Eyuboğlu, 1999: 94).

Muammer Erten – Paşam, bu Köy Enstitülerinin kapanması olayı nasıl oldu? Siz bu kurumları çok seviyordunuz, ama sonradan siz, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’le, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’u görevlerinden alıp değiştirince enstitülerin hızı kesildi, nasıl oldu bu?

İsmet İnönü – Köy Enstitülerinin kapanmasından duyduğum acıyı tarif edemem. Bir babanın evladını kaybetmesinden duyduğu acı gibi duyarım, ama herkes zanneder ki Hasan Ali Yücel’i Tonguç’u isteyerek değiştirdim; Köy Enstitülerinin kapanmasına neden oldum diye benim hakkımda kamuoyunda yanlış bir hüküm  vardır; aslında o zaman bir sürü olaylar oldu.  Kurultaylarda Enstitüler aleyhine bir cereyan başladı. Ben bunların doğru olmadığını yerine giderek tespit ettim, ama bu o kadar yoğunlaştı  ki grubu etkiledi. Grubun büyük çoğunluğu Köy Enstitülerinin aleyhine döndü. Bakanlar içinde Köy Enstitülerine karşı vaziyet alanlar çoğaldı.  En çok da bu konuda Köy Enstitülerinden şikâyet edilenlerin başında Milli Eğitim Bakanı Yücel’le, Genel Müdür Tonguç hedef alınıyordu. O sırada ordudan, rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak’tan (1876-1950), o Genelkurmay Başkanlığından ayrılmadan önce, yoğun şikâyetler başladı. Mareşal,  Bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksın? diye soruyordu. Mareşal bunu adeta bir mesele haline getirmişti. Köy Enstitüleri etrafında bu çok yoğunlaştı“. (Erten, 2010: 271).

 

            Sonuç

İsmail Hakkı Baltacıoğlu; değerli görüşleri olan bir ilim adamıdır. Başta eğitim alanında olmak üzere; hat sanatı, tiyatro, hikâye ve roman yazarıdır. Bunlara; hatipliğini, siyasetçiliğini, Serbest Fırkanın kurucularından olduğunu; iki dönem; Tek Partinin Afyon ve Kırşehir milletvekilliğini yaptığını da ilave etmek gerekir. Hat yazısı alanında uzmanlığını göstermiş, bu alanda çığır açmıştır. Çünkü hat sanatında “alev yazısı” stili kendine ait bir yorumlama şeklidir. Çok yönlü bir düşünce adamı ve zengin bir kültüre sahip olduğunu teslim etmeliyiz.

Ülkemizin “Eğitim Reformu Akımı”nın temsilcilerinden olan İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun bu konudaki görüşleri, derin ve teferruatlıdır.  Bu akım, 20. Yüzyılın başından itibaren dünyada hemen her ülkede görülür. Bu akımın amacı, klasik eğitimi radikal bir değişime tabi tutarak, çağımıza uygun yeni eğitim modelleri bulmak ve bu yolla insanları eğitmektir. Baltacıoğlu’nun bu konuda; ileri sürdüğü görüşler, başlangıçta bireysel bir özellik taşısa da geliştirdiği “içtimai Mektep” modeli ile toplumsal bir senteze doğru gittiği söylenebilir.

Baltacıoğlu’nun yaşadığı dönemde; dört farklı yönetim şekli ve buna dayalı dünya görüşleri ile karşılaşmış; genellikle taltif edildiği halde; bazen de azledildiği görülmüştür. “İçtimai Mektep”, bu mektepte yetişecek “Yeni Adam” ideali güzel, idealist bir proje. Burada bana göre eksik olan; İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun Batıda görüp inceleyip aldığı eğitim modellerini; ülkemiz ihtiyaç, inanç ve kültür şartlarını göz önünde bulundurarak; uyarlayamamasıdır. Hazır bir elbise gibi hazır bir kültür yoktur.  Sanırım; Köy Enstitülerinin Başarsızlığı da buradan gelmektedir.

 

Kaynakça

 

Akandere, O.,(1988), Milli Şef Dönemi Çok Partili Hayata Geçişte Rol Oynayan İç ve Dış Tesirler, İz yayıncılık, İstanbul

Altın, H., II. Meşrutiyetten Cumhuriyete İ. H. Baltacıoğlu ve Onun Eğitim ve Eğitimci Kavramları ile İlgili Düşünceleri, Bursa

Aytaç, K.,(2008), İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun Eğitim Reformu Kuramı, Ankara

Aytaç, K.,( 2017),Köy Enstitüleri ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun Değerlendirmeleri, Sosyoloji Konferansları, No: 55, s.351-367

Baltacıoğlu, İ. H.,(1943), Türke Doğru, Kültür Basımevi, İstanbul

Baltacıoğlu. İ. H. (11942), İçtimai Mektep, Ankara

Baltacıoğlu, İ. H.,(1329), Terbiyede İnkılap, Matba-i Hayrıye Şürekası, İstanbul

Baltacıoğlu, İ. H.,(1330), Terbiye ve İman, s. 78, İstanbul

Baltacıoğlu, İ. H.,( ), Dine Doğru, AÜİFD, VII, 1-4, s. 44-59, Ankara

Baltacıoğlu, İ. H.,(1332), Asrımızın Terbiye Gayeleri, Muallim, C.I, S. 1, s.10

Baltacıoğlu, İ. H.,(1950), Pedagojim ve Köy Enstitüleri, Yeni Adam Dergisi

Bilhan, S.,(1991), Eğitim Felsefesi, C. I, Ankara

Bayraktar, M. Faruk.,, İslam Ansiklopedisi, İ. H. Baltacıoğlu md. BİBY, Ankara

Demir, Z., Köy Enstitüleri md. İslam Ansiklopedisi, DİBY,  Ankara

Dewey, J. (1939), Türkiye Maarifi Hakkında Rapor, Maarif Basımevi, İstanbul

Eyüboğlu, S.,(1999), Köy Enstitüleri Üzerine, Yeni Gün  Haber Basın ve Yayıncılık, İstanbul

Erten, M.,(2010), Topraktan Parlamentoya, haz. H. Uyar, Boyut yayıncılık, İstanbul

Kaya, Y. K.,(1984), İnsan Yetiştirme Düzenimiz, B. Iv, Ankara

Kırby, F.,(2000), Türkiye’de Köy Enstitüleri, Haz. E. Tonguç, Ankara

Kırby, F.,(1962), Türkiye’de Köy Enstitüleri, İmece Yayınları, İstanbul

Kısakürek, N. F.,(1962), Türkiye’de Komünizma ve Köy Enstitüleri, Doğan Güneş Yayınları, İstanbul

Öymen, H. R.,(1943), Kitaplar Arasında Ülkü, C. III, S. 32, s. 20

Öztürk, F., (2008), İ. H. Baltacıoğlu’nun Eğitim Felsefesinde “İman ve Ahlak Kavramı” AÜEB Dergisi, C. 41, S. !, s. 231

Öztürk, H.,(1998), Eğitim Felsefesi, Reyhan Yayıncılık, B. III, Ankara

TBMM Tutanak Dergisi, XX, 278, Ankara

Tozlu, N.,(1979), İ. H. Baltacıoğlu’nun Eğitim Sistemi Üzerine Bir Araştırma, ?

Uz, F.,(2019), İnkılaptan İhtilale Eğitim: Pedagog İ. H. Baltacıoğlu, YLT, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa

Ülken, H. Ziya (1992), Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yayınları, İstanbul

 

 

 

 

 

Olusturulma Tarihi:2016-10-10 08:26:11
Guncelleme Tarihi: 2021-10-25 10:49:09